2. ünite adım adım Türkiye bütün konu özeti 5. sınıf sosyal

2.ÜNİTE ADIM ADIM TÜRKİYE

A)GÜZEL ÜLKEM

Kavram Bilgisi:

Doğal Varlık: Doğada kendiliğinden oluşmuş, görülmeye değer güzelliklerdir.

Tarihi mekân: Geçmişten kalan ve tarihi değer taşıyan eser ve yapılardır.

Tarihi nesne: Geçmişten kalan ve tarihi değer taşıyan eşyalardır. Kılıç, para vb. gibi.

 Doğal varlıklarımız:

Ülkemiz üç tarafı çevreleyen denizleri, dağları, akarsuları, gölleri, sahilleri, milli parkları-ormanları, şifalı suları, mağaraları ile eşsiz güzelliklere sahiptir. Bu doğal güzelliklerden bazıları şunlardır;

Manyas Kuş Cenneti (Balıkesir)

Pamukkale (Denizli)

Kapadokya (Nevşehir)

Manavgat şelalesi vb. (Antalya)

Patara Plajı (Antalya)

Tarihi güzelliklerimiz:

Doğal güzellikleri yanında tarihi eserler yönünden de oldukça zengin bir mirasa sahiptir. Çünkü ülkemiz geçmişten günümüze birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklara ülkemiz topraklarını tarihi evler, saraylar, bedestenler, kaleler, kümbetler, kervansaraylar, camiler, hanlar, hamamlar, medreseler, köprüler vb. eserlerle süslemişlerdir. Bu tarihi güzelliklerden bazıları şunlardır;

Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii (İstanbul)

Efes (İzmir)

Nemrut dağı heykelleri (Adıyaman)

Safranbolu evleri (Karabük)

Selimiye Camii (Edirne)

Mardin Taş Evleri (Mardin)

Sümela Manastırı (Trabzon)

İshak Paşa Sarayı (Ağrı)

Mevlana Müzesi (Konya)

Ulu Camii (Bursa)

Çifte Minareli Medrese (Erzurum)

Harran Evleri (Şanlıurfa)

Aspendos Tiyatrosu (Antalya)

 

B)ZENGİN KÜLTÜRÜMÜZ

Çok zengin bir kültüre sahip olan ülkemizin önemli kültürel değerleri ve özellikleri şöyledir:

1-Bayramlarımız

Bayramlar heyecanla beklediğimiz, milletçe kutladığımız ortak kültür öğelerimizdir. Bu öğeler ortak, milli, dini ve kültürel değerlerden doğmuştur. Bayramlarda aileler ve akrabalar, komşular bir araya gelir. Milli ve dini duyguları, inançları, gelenekler yaşatılır. Pek çok kültürel değerimiz gibi bayramlar da bizi bir arada tutan kültürel özelliklerimizdedir. Bayramların kutlanmasında yöreden yöreye farklılık gösterir.

Dini ve mevsimlik bayramlarımızın yanında milli bayramlarımız da beraberce kutladığımız bayramlardandır.

bayramlarımız

 

 

 

 

 

 

 

 

2-Yemeklerimiz:

Ülkemizin farklı yörelerinin farklı yemekleri vardır. Yörenin yemekleri o bölgenin coğrafi özellikleri ile yakından ilgilidir. Örneğin hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde et yemekleri; zeytinin çok yetiştirildiği Ege’de zeytinyağlı yemekler; balıkçılığın sıkça yapıldığı ve yoğun mısır yetiştirilen Karadeniz Bölgesi’nde hamsili, mısır unlu, lahanalı yemekler, tahılın bol yetiştirildiği İç Anadolu’da hamur işi yemekler, Akdeniz’de ise bulgurun kullanıldığı yemekler yoğun olarak pişirilmektedir.

TANINMIŞ YEMEKLER&TATLILAR VE YÖRELERİ
Yemek&Tatlı adı Yöresi
Mantı Kayseri
Kebap Adana
Cağ Kebabı Erzurum
Künefe Hatay
Baklava Gaziantep
Çiğköfte Şanlıurfa, Adıyaman
Perde pilavı Siirt
Tantuni Mersin
Otlu Peynir Van
Hamsili Pilav Trabzon
Dondurma Kahramanmaraş
Kaymaklı ekmek kadayıfı Afyon
Pişmaniye Kocaeli
Kestane şekeri Bursa
Kadayıf dolması Erzurum

 

3-Halk oyunlarımız:

Zengin bir kültüre sahip ülkemizin hemen her yöresinde farklı halk oyunları oynanıyor. Halk oyunları milletimizin duygu, düşünce ve davranışlarını sergileyen kültürel değerlerimizden birisidir. Oyunlar, konularını doğadan, toplumsal olaylardan ve günlük yaşamdan alır. Oyunlarda kullanılan giysilerde doğanın etkilerini ve güzelliklerini görmek mümkündür. Düğün, nişan, asker uğurlama, sünnet töreni ve bayramlar halk oyunlarımızın sergilendiği başlıca yerlerdir.

Halk Oyunu Yöresi Özelliği
ÇAYDAÇIRA Elazığ Her iki elde mumlu bir tabakla yürütülen zarif bir gösteridir.
HALAY Bitlis Birçok yörede de rastlanan ve figürleriyle ağır bir oyundur.
HORON Karadeniz Ele ele tutuşarak kemençe eşliğinde oynanır. Baştan ayağa dalgalanma figürleri ile fırtınalı Karadeniz’in zorlu yaşamını yansıtır.
HORA Edirne Elele tutuşarak oynanır. Davul zurna eşlik eder. Oyunun en önemli özelliği sık sık yinelenen yere ayak vurma figürüdÜR

4- Kıyafetlerimiz: Kıyafetlerimiz de yöreler arasında farklılık gösterir. Kıyafet konusunda belirleyici olan iklimdir. Denize yakın yerlerde kıyafetler açık renklidir. Düğünler, bayramlar ve özel günlerde yöresel kıyafetler giyilir. Bindallı, şalvar, yemeni, kuşak, cepken yöresel kıyafetlerimizden bazılarıdır.

5-Evlerimiz: Farklı iklimlerin görülmesi ve malzemeler değişik bölgelerimizde farklı ev yapı malzemelerinin yapılmasına yol açmıştır. Ege’de yazlar sıcak olduğundan evler yazın serin olması için kesme taştan yapılır ve güneş ışığını yansıtması için beyaza boyanır. Karadeniz Bölgesi’nde yağışın ve ormanların bol olmasında dolayı köy evleri ahşaptan yapılır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise yazın serin, kışın sıcak olan kubbeli toprak evlerde yaşanır. Orman olmadığı için evlerin yapı malzemesi olarak toprak kullanılır.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde kar fazla yağdığında karların kolayca kayabilmesi için evlerin çatısı metal saçtan yapılır.

6-El Emeği Göz Nuru El Sanatlarımız:

El sanatlarımız toplumumuzun duygularını, beğenilerini kültürünü yansıtan değerlerimizdir. Yüzyıllar içinde çevre şartlarına göre değişerek günümüze kadar ulaşmış ve günümüzde de yaşatılmaya devam etmektedir. Bakırcılık, halıcılık, hat, yorgancılık vb. bunlardan bazılarıdır. BAZI EL SANATLARININ YAYGIN OLDUĞU İLLERİMİZ
El Sanatı Yaygın Olduğu İlimiz
Baston Kastamonu
Çini Kütahya
Battaniye Siirt
Bakırcılık Gaziantep
Kilim Adıyaman
Halı Isparta
Mermer Afyon
Çömlek Nevşehir
Lüle taşı Eskişehir
Oltutaşı Erzurum

 

7-Dilimizdeki Kültür:

Türküler kültürümüzün önemli öğelerinden birisidir. Türkülerimizin her birinin hikâyesi farklıdır. Kültürümüzün örnekleri olan türküler, doğdukları yerin özelliklerini taşırlar. Halkın kültürünü anlatır, yaşayışını aktarır. Sevinçler, üzüntüler, istekler türküye dönüşür. Başlangıçta sahibi bellidir. Zamanla dilden dile dolaşır ve halka mal olur. Bu kültürel değerlerimizi yaşatanların başında âşıklar gelir.

Kültürümüzün diğer öğelerinden birisi de fıkralardır. Fıkra denilince akla ilk gelen mizah ustası Nasrettin Hoca’dır. Yüzyıllardır bu coğrafyada dilden dile dolaşmış, ünü sınırları aşmış, güldürürken düşündürmüştür. Bazı fıkralarda yöre ile özdeşleşmiştir; Karadeniz fıkraları, Kayseri fıkraları gibi. Bu fıkralar yöre insanın zekâsını, hazır cevaplılığını gösterir.

 

C)KÜLTÜR BİRLİĞİ .

Kültürel öğelerimiz bizi bir arada tutan, bizi birbirimize bağlayan, kaynaştıran değerlerimizdir. Bölgelerimiz arasında küçük farklılıklar olsa da aslında milletçe aynı değerleri paylaşırız. Aynı türkülerle hüzünlenir, seviniriz. Dürüstlük ve hoşgörüye önem veririz. Misafirperveriz. Geleneklerimizi yaşatmaya çalışırız. İnanç, ibadet ve bayramlarımız kültürümüz zenginleştirir. Bayramlarda bir araya gelir, duygularımızı paylaşırız.

D)ATATÜRK’Ü ANLAMAK

Mustafa Kemal, öğrencilik yıllarından itibaren arkadaşlarıyla ülkenin içinde bulunduğu kötü duruma çözümler düşünmüştür. O, her zaman çevresindeki siyasi, sosyal, kültürel ve bilimsel gelişmeleri yakından takip etmiştir. Öğretmenlerinin fikirlerinden, okuduğu Türk ve yabancı düşünürlerin kitaplarından etkilenmiştir. Kitap okumayı sevene bir lider olan Atatürk’ün kütüphanesinde 4 bine yakın kitap vardı. Kitaplarını eleştirel bir gözle altlarını çizerek okumuştur.

Atatürk, Türk milletini ekonomide, bilimde, sanatta, siyasi ve sosyal alanda dünyadaki en ileri milletlerden biri haline getirmek istiyordu. Onun bu alanlardaki hedefleri Atatürkçü düşünce sistemini ortaya çıkardı. Bu düşünce sisteminin diğer adı da Atatürkçülük’tür. Atatürkçü düşünce sistemi Türk milletinin bugün ve gelecekte, her alanda bağımsız bir şekilde geleceğe güvenle bakmasını amaçlar. Atatürkçülük gerçekçi fikirlere dayanır.

Atatürk’e göre millet egemenliğine dayanmayan kişisel yönetimlerin artık dünyada yeri yoktu. Bu nedenle o, milletin yönetimde söz sahibi olduğu bağımsız yeni bir devlet kurdu.

Atatürk, cumhuriyeti Türk milletinin ihtiyaç ve gerekçelerinden hareket ederek kurmuştur. O her zaman milletine inanmış, ondan aldığı güçle hareket etmiştir.

Atatürk, yeni Türk devletinin çağın ihtiyaçlarına uygun sosyal ve siyasal kurumlara sahip olması gerekti

E)ATATÜRK İLKELERİ

ilkeler

 

 

 

 

 

 

 

 

1)Halkın Yönetimi: Cumhuriyet

Osmanlı Devleti’nde devletin başında bir padişah bulunuyordu. Ülke yönetiminde padişahın yetkileri çok fazlaydı. Bu yönetim biçiminde halkın herhangi bir söz hakkı yoktu. Milletimiz, günümüzde sahip olduğu hak ve özgürlüklerin birçoğundan yoksundu. İşte tüm bu nedenlerden Atatürk, padişahlık yönetimine son vermiş; Türk milletine layık olduğu haklara kavuşturmuş, cumhuriyeti ilan etmiştir.

Atatürk’e göre Cumhuriyet yönetiminde halk, seçimler yoluyla kendisini yönetecek kimseleri belirlemektedir. Seçilenler belirli bir süre için iş başına gelmektedir. Cumhuriyetledemokratik katılım sağlanmış, millet devlet yönetiminde söz sahibi olmuştur. Vatandaşların hak ve hürriyetleri devlet güvencesi altına alınmıştır. Tüm vatandaşlar kanun önünde eşit hale gelmiştir.

Cumhuriyet bir devlet ve yönetim şekli olarak Anayasamızda da yer almaktadır. Anayasamızın 1. Maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” Şeklindedir ve 2. Maddesinde “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir” ifadeleri yer alır.

ulusal egemenlik

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Padişahlık yönetimi *Devlet-din işleri bir arada (Teokrasi) *Kadının seçme seçilme hakkı yoktu. *Halkın yönetimi *Devlet-din işleri birbirinden ayrıldı (Laiklik) *Kadınlara seçme seçilme hakkı verildi.
    

 

2)Birlik ve Beraberliğin Dayanağı: Milliyetçilik

Atatürk’e göre millet, bir arada yaşayan, aynı vatana sahip çıkan ve aralarında dil, kültür ve duygu birliği bulunan insan topluluğu anlamına gelir. Yine o “Ben Türk’üm” diyen herkesi Türk kabul eder, insanlar arasında ayrımı kabul etmez.

Atatürk milliyetçiliği milletini sevmek, milletini yüceltme ve bu yolda çalışmaktır. Milliyetçilik milli birlik ve beraberliğimizin temel taşıdır. Bu yönüyle Milliyetçilik ilkesi birleştiricidir, Türk milletini bir arada tutar. Bu ilke, insana ve insanlığa değer verir, savaşa karşıdır, barıştan yanadır.

Milliyetçilik ilkesi doğrultusunda gerçekleştirilen inkılâplardan bazıları şunlardır:

*1931 yılında Türklerin dünya medeniyetine katkısını ve Türk tarihinin zenginliğini ortaya koymak için Atatürk’ün öncülüğünde Türk Tarih Kurumu kurulmuştur. Atatürk’ün Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşuna öncülük etme nedeni onun şu sözleriyle açıklanabilir: “Büyük devletler kuran atalarımız, büyük ve kapsamlı uygarlıklara sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur.”

**Atatürk Türk dilinin gelişmesine çok önem vermişti. Harf inkılâbı ile okuma yazmanın kolaylaşması ve yaygınlaşması sağlanmıştı. 1932 yılında bu inkılâbın devamı olarak Türk dilini yabancı dillerin etkisinden kurtarmak ve sadeleştirmek için Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Kurumun çalışmalarına bizzat katılan Atatürk şöyle demiştir: Türk dili dillerin en zenginlerindedir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin”

ANAHTAR KELİMELER

Birlik ve Beraberlik Ortak kader Ortak dil Ortak vatan

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Okuma yazmanın zor olduğu Arap alfabesi *Türk alfabesi

3)Eşit Vatandaşlık: Halkçılık

Halk, bir ülkede yaşayan, o ülkeyi vatan bilen insan topluluğudur. Atatürk’e göre halk ve millet aynı anlamdadır. Halkçılık ilkesi kimseye ayrıcalık tanımadan herkesin devlet hizmetlerinden eşit faydalanmasını amaçlar. Bu ilkeye göre her vatandaş kanun önünde eşittir. Vatandaşlar haklarını yasal yollardan arama hakkına sahiptir.

Devlet millet için, milletin huzur ve mutluluğu için çalışır. Halkçılık ilkesi milli egemenliği yani demokrasiyi esas alır. Atatürk bu konuda şöyle der: “Bizim görüşümüz ki halkçılıktır-hâkimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir.”

Toplumdaki ayrıcalıkları ortadan kaldırmak, kadın erkek eşitliğini sağlamak ve halkı yönetimde söz sahibi yapmak için çeşitli inkılâplar yapılmıştır.

Halkçılık ilkesi doğrultusunda yapılan inkılâplar:

*Cumhuriyet öncesinde Türk kadını birçok temel haktan yoksundu. Kadınlar, evlenme, boşanma, miras gibi konularda erkeklere tanınan haklara sahip değillerdi. Ancak Cumhuriyet’in ilanından sonra kabul edilen Medeni Kanun ile kadınlarımız erkeklerle eşit haklara kavuştular. Medeni Kanun ile;

Aile hukukunda kadın erkek eşitliği sağlandı.

Resmi nikâh ve tek eşle evlilik esası getirildi.

Boşanma hakkı kadına da tanındı.

Mirastan kadın ve erkeğin eşit pay alması sağlandı.

*Medeni Kanun ile kadınlara verilen haklar yeterli görülmemişti. Türk kadınının devlet yönetiminde de söz sahibi olması için siyasi haklara da kavuşması gerekiyordu. 1934 yılında kadınlara Milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Böylece Türk kadını, birçok dünya ülkesindeki kadınlardan önce seçme ve seçilme hakkına kavuşmuş oldu.

*1925 yılında Türk halkını çağdaş bir görünüme kavuşturmak isteyen Atatürk Kastamonu gezisine şapka ile katıldı. Gezinin hem ardından “Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun” kabul edildi. Böylece, Osmanlı Devleti dönemindeki farklı din ve millete mensup insanların, yöneticilerin, memurların farklı kıyafet giymeleri son buldu. Kıyafette değişiklik ile milli birlik ve beraberlik güçlendi, çağdaş devletlerle bütünlük sağlandı.

*Ülkemizde soyadının kullanılmasından önce, insanların isimlerinin başına veya sonuna doğum yerleri veya babalarının adları ekleniyordu. Bir başka yol da insanlara takma adlar vermekti. Bu durum, insanlar arasında ve resmi işlerde karışıklıklar çıkmasına yol açmaktaydı. 1934 yılında Soyadı Kanunu ile bu güçlükler ortadan kalktı. Her aile bir soyadına sahip oldu. Ayrıca bu kanun ile toplum içinde ayrıcalık ifade eden “

ANAHTAR KELİMELER

Ayrıcalıkların kaldırılması Eşitlik Dayanışma

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Mecelle denilen yasa geçerliydi. Kadına mirastan fazla pay verilmiyordu. Bir erkek dört kadınla evlenebiliyordu. Dini nikâh vardı. Mahkemelerde kadının şahitliği konusunda eşitlik yoktu. *Türk Medeni kanunu çıkarılarak boşanma hakkı kadına da verildi. Tek eşlilik ve resmi nikâh geldi. Şahitlik ve mirasta eşitlik sağlandı.

4)Halk ve Devlet El Ele Güçlü Ekonomiye: Devletçilik

Atatürk’e göre güçlü devlet için güçlü bir ekonomiye sahip olmak gerekir. Büyük önder bu konuda şöyle demiştir: “Yaşam demek, ekonomi demektir. Yaşamak için kuvvetli bir devlet yapmak için ekonomi şarttır.”

Düşman yurttan atılmış, bağımsızlığımız korunmuştu. Ancak uzun savaş yılları ekonomiyi altüst etmişti. Cumhuriyet kurulduktan sonra milletimiz için yeni bir mücadele başladı. Ülkenin hızlı bir şekilde sanayi, tarım ve ulaşım alanında gelişmesi gerekiyordu. Bu gelişmenin sağlanabilmesi için ekonomide devletçilik ilkesi uygulamaya konuldu.

Devletçilik, ekonomide vatandaş ile devletin işbirliği içinde çalışmasıdır. Ülkenin ekonomik olarak gelişebilmesi için devlet ekonomiyi desteklemiştir. Halk üretim, sanayi, ticaret gibi alanlarda girişimde bulunması için desteklenmiştir. Ancak halkın elinde yeterli sermaye bulunmadığından devlet bizzat yatırımlar yapmış, fabrikalar kurmuştur. Etibank, Sümerbank gibi kurumlar açılmıştır.

Birçok yerde şeker, çimento, demir-çelik fabrikaları kurulmuştur. Demiryolları ile iller birbirine bağlanmıştır. Türk ekonomisinin hızla kalkınması sağlanmış, halkın gelir ve refahı artmıştır. Devletçilikle birlikte eğitim, sağlık, sosyal yardım ve güzel sanatlarda da gelişmeler hız kazanmıştır

ANAHTAR KELİMELER

Ekonomi Yatırım

 

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Tarım ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Verim düşüktü. *Çiftçiden ürünlerinin %10’u üzerinden aşar vergisi vardı. *Sanayi gelişmemişti. Birçok ürün yurtdışından ithal ediliyordu. *Tarımda makine kullanılmaya başlandı. *Köylünün ödediği aşar vergisi kaldırıldı. **İzmir İktisat Kongresi toplandı. Sanayi Teşvik Kanunu çıkarıldı. Yerli mal kullanımı özendirildi. Hammaddesi yurt içinden elde edilen sanayi kuruluşları kuruldu.

 

5)Aklın ve Bilimin Rehberi: Laiklik

Osmanlı Devleti’nde padişahlar din ve devlet işlerini birlikte yürütüyorlardı. Millet egemenliğinin olmadığı bu düzene “Saltanat ve Hilafetin Kaldırılması” ile son verildi.

Atatürk Cumhuriyet yöntemiyle din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı. Devlet işlerinin yürütülmesinde din kurallarının yerini akıl ve bilime dayalı laik hukuk kuralları aldı. Bu düzende devlet, din işlerine karışamaz. Aynı şekilde din de devlet işlerine karışamaz.

Laik anlayışta din, kişilerin kendi vicdanlarına bırakıldı. İnsanların din ve vicdan özgürlüğü anayasa ile güvence altına alındı. Anayasamız göre “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.”

Laikliğin temelinde her dine hoşgörü göstermek, insanlara, insanlara dinlerini yaşayabilme hakkını vermek vardır. Laiklik ilkesi devlet yönetiminde millet egemenliğini esas aldığından demokrasinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Ülkemize, Türk milletine çağdaş bir yaşam getirmiş, ilerlemenin yolu açılmıştır. Böylece insanların inanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Laiklik ilkesi insanlar arasında eşitliği öngördüğünden milli birlik ve beraberliğimizin güçlenmesini sağlamıştır.

ANAHTAR KELİMELER

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması Akılcılık ve bilimsellik Din ve Vicdan Özgürlüğü

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Devlet-din işleri bir arada (Teokrasi) *Devlet-din işleri birbirinden ayrıldı (Laiklik)

 

6)Yeniye, İyiye, Güzele Doğru İlerlemek: İnkılâpçılık

Atatürk, Türk milletinin çağa aya uydurması gerektiğine inanmıştır. Gelişmelere ayak uyduramayan devletlerin zaman içinde yok olacağını söylemiştir. Osmanlı Devleti yüzyıllarca yüz yıllarca güçlü bir devlet olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak zaman içinde ilerleyen bilimsel ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayamamıştır. Devleti eski gücünü kavuşturmak için yapılan yenilikler de başarılı olamamıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yıkılmış, TBMM’nin açılmasıyla yeni Türk Devleti kurulmuştur. TBMM’nin açılması inkılâpların da başlangıcı olmuştur. Bu yeni dönemde Türk toplumunu çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkaracak köklü yenilikler başlamıştır. İnkılâplar yeniyi, güzeli, çağdaş değerleri Türk milletine kazandırmak için gerçekleştirilmiştir.

Atatürk inkılapları gerçekleştirirken Batı’yı körü körüne her yönüyle taklit etmeyi reddetmiştir.

Atatürk inkılâpları sürekli çağdaşlaşmayı amaçlar. Gelişmiş uygarlıklar seviyesine çıkmayı hedefler.

Türk toplumunu çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak için pek çok inkılâp yapılmıştır. Bunun için çağın gereklerine uymayan bilimden uzak mahalle mektepleri ve medreseler kapatılmış bunların yerini ilköğretim okulları, liseler ve üniversiteler almıştır.

Eğitim alanında bir diğer problemde halkımızın öğrenilmesi son derece güç olan Arap harflerini kullanmasıydı. Türkçenin yapısına uymayan bu harfler nedeniyle milletimizin çok azı okuma yazma biliyordu. Bu durumu ortadan kaldırmak için 1928 yılında “Yeni Türk Harfleri” kabul edildi. Okul çağını geçmişvatandaşlar için Millet Mektepleri açılarak onlara okuma yazma öğretildi.

Mustafa Kemal, tüm yurda yayılan eğitim seferberliğine bizzat katılmış, yurt içi gezilerde halka yeni harfleri tanıtmıştır. Tüm bu çabaları nedeniyle Mustafa Kemal’e 24 Kasım 1928’de Millet Mekteplerinin “Başöğretmeni” unvanı verilmiştir. Eğitimde olduğu gibi toplumsal yaşamda da bir takım düzenlemeler yapılması gerekiyordu. Osmanlı döneminde kullanılan takvim, saat ve ölçüler günümüzde kullandıklarımızdan farklıydı. Bu farklılık, diğer devletlerle olan ticari ve resmi ilişkilerde sorun oluşturuyordu. Ölçü birimlerden bazıları ülke içinde bölgeden bölgeye bile değişmekteydi. Her anlamda çağdaş bir ülke olabilmek için takvim, saat ve ölçülerde Batı ülkeleri ile birliktelik sağlanmalıydı. Karışıklıkları önlemek için bu alanda değişiklikler yapıldı. Hicri ve Rumi takvim kullanımına son verilerek Miladi Takvim kabul edildi. (1925)

Güneşin batışına göre ayarlanan eski saat sistemi yerine milletlerarası saat sistemi kabul edildi. Hafta tatili Cuma gününden Pazara alındı.

Eski ağırlık ve uzunluk ölçüsü değiştirildi. Ağırlık ölçüsü olarak kilo, uzunluk ölçüsü olarak metre benimsendi (1931)

ANAHTAR KELİMELER

Çağdaşlaşma Değişim Yenilik

 

Atatürk İnkılâpları Öncesi Atatürk İnkılâpları Sonrası
*Eğitim öğretimde birlik yoktu. Çok sayıda farklı türde okul vardı. Bu okulların bağlı olduğu kurumlar ve uyguladıkları müfredat farklıydı. Mahalle mektepleri ve medreselerde dini ağırlıklı bir eğitim vardı. *Kız/erkek okulları ayrıydı. *Soyadı yoktu, insanlar boy adları ya da lakaplarla çağrılıyordu. *Farklı kıyafetler ve başlıklar kullanılıyordu.

*Hicri ve Rumi takvim kullanılıyordu.

*Ülkenin değişik yerlerinde farklı ağırlık ve ölçü birimleri kullanılıyordu: Kulaç, endaze, okka vb.

 

 

*Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim*öğretim kurumları birleştirildi ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. *Karma eğitime geçildi. *Çağın gereklerine uyum sağlamak için mahalle mektepleri ve medreseler kapatıldı. *Soyadı Kanunu çıkarıldı her aile bir soyadı seçti.

*Fes ve sarık kaldırıldı. Şapka Kanunu çıkarıldı.

*Miladi Takvim kullanıldı.

*Ağırlık birimi olarak kilogram, uzunluk birimi olarak metre kabul edildi.

 

F)ATATÜRK İLKELERİNE SAHİP ÇIKIYORUZ

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli Atatürk’ün ilkelerine dayanır. Bu nedenle Atatürk ilkelerine sahip çıkmak ve onları gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevidir. Cumhuriyetin ve demokrasinin devamı bu ilkelerin uygulanmasına bağlıdır. Bu konuda Atatürk Türk gençliğine güvenmiştir.

Atatürk ilke ve inkılâplarının devamlılığını sağlamak için kendimizi iyi yetiştirmeli, birlik beraberlik içinde Atatürk’ün koyduğu hedeflere ulaşmak için çalışmalıyız. Çünkü Atatürkçülük, Atatürk ilke ve inkılâplarıylamilletimizi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmayı, milletimizin huzurlu, mutlu ve barış içinde yaşamasını sağlamayı amaçlamıştır

 

ATATÜRKÇÜLÜK İLE İLGİLİ İFADELER İLİŞKİLENDİRİLEBİLECEĞİ ATATÜRK İLKESİ
 Millet Egemenliği Bağımsızlık ve Özgürlük   Cumhuriyetçilik
 Milli Dil Milli Tarih Vatan ve Millet Sevgisi

 Milli Kültür

 

Milliyetçilik
 Eşitlik Halkçılık
 Güçlü Ekonomi Devletçilik
 Akıl ve Bilim Laiklik
 Çağdaş Uygarlık İnkılâpçılık

G)ATATÜRK’ÜN SON GÜNLERİ

Hayatını millete hizmet için adayan Atatürk’ün sağlığı 1937 yılından itibaren kötüleşmeye başladı. Buna rağmen ara vermeden çalışmaya devam etti. O yıllarda Hatay ili sınırlarımızın dışında bulunuyordu. Atatürk, Hatay’ın anavatana katılabilmesi için uğraşıyordu. Hatay’daki Türklere desteğini göndermek için ülkenin güney illerin kapsayan bir geziye çıktı. Bu gezide sonra Atatürk’ün rahatsızlığı arttı. Ama Atatürk, doktorların tüm uyarılarına rağmen ülke işleriyle ilgilenmeye devam etti. Son günlerinde hazırladığı vasiyeti ile servetinin bir bölümünü kurulmasına öncülük ettiği Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’na bıraktı. Son isteği Cumhuriyetin 15. Yıl kutlamalarında Ankara’ya gitmekti. Ancak Cumhuriyet bayramını Ankara’da Dolmabahçe Sarayı’nda geçirdi.

8 Kasım günü komaya giren Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat 09.05’te hayata gözlerini yumdu. Atatürk’ün naaşı önce Ankara Etnoğrafya Müzesi’ndeki geçici kabrine kondu. 1953 yılında Etnoğrafya Müzesi’nden alınarak Anıtkabir’e nakledildi.

admin

Yazımızda eksiğimiz olduğunu düşünüyorsanız yorum yazarak bildiriniz.

Bu yazıya toplam 8 tane yorum yapılmış.

  1. babnaaaa dedi ki:

    çay-rize
    pişmaniye-kocaeli,izmit

  2. patron dedi ki:

    peki karın bumbar nerenin? (ÇOK SEVERİM)

  3. gölge dedi ki:

    peki karın bumbar nerenin? (ÇOK SEVERİM)

  4. yiğit dedi ki:

    karın mumbar adananın

  5. name dedi ki:

    özetler kısa olur siz yazmışsınız destan

  6. Yağmur dedi ki:

    Bu özet değil proje ve harika olmuş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir